Fransa’da Yaşayan Üst Düzey Yönetici Gurbetçinin Türkiye Gözlemleri Yorumlarda İsyan Ettirdi

Uzun yıllardır yurt dışında yaşayan Türk vatandaşların Türkiye’ye dair gözlemleri son yıllarda ilgi çekiyor. Yapılan yorumlar ülkede zorluklarla mücadele eden vatandaşları çileden çıkarıyor. Bunlara bir yenisi hem de üst düzey bir yönetici ağzından gazetecinin yazdığı paylaşımla eklendi.

Türkiye’ye her yıl gelerek vatan toprağına ağlayarak kavuşan gurbetçi vatandaşlarımız, burada yaşayanları empati kurmadan eleştirmesi son yıllarda yurt içinde tepkilerin odağında oluyor.

Türkiye’nin en vatansever vatandaşları olduğunu iddia ederek yurda dönmekten imtina eden gurbetçi vatandaşlar, yurt içinde özelikle son yıllarda ekonomik açıdan zorlanan vatandaşları da aslında her şeyin çok güzel olduğuna ikna etmeleriyle ilgi çekiyor. Aslında aynı sınıf mensubu oldukları kazançlarını benzer işlerle kazandıkları kişilerin yurt içinde alım gücünden şikayet etmesine kur nedeniyle sınıf değiştirmenin verdiği yetkiye dayanarak kızıyorlar. 

Birçok alanda değişimlerin farkında olmak bir yana yaşamına etkisini hisseden yurt içindekiler de davulun sesini uzaktan duyanlara yer yer sert çıkışlar yapıyor.

Bu çıkışlara güzel bir örnek olarak Fransa’dan bir Türk gazetecinin yine Fransa’da yaşayan bir Türk yöneticinin ağzından yazdıklarına verilen tepkiler oluyor.

Fransa’da yıllık cirosu 100 milyon Euro’dan fazla bir şirkette, insan kaynakları müdürü olan bir hanımefendi anlatıyor:

Türkiye’ye yola çıkmadan börek-çörek yaptım. Çocuklar için türlü yiyecekler hazırladım öyle yola çıktık. Türkiye’de 3 hafta kaldık. Sabah kahvaltı fırından. Öğle yemeği dışarıdan söyleniyor, akşam ise herkes dışarıda yiyor. Kimseyi mutfakta görmedim.

Her akşam restoranda yemek yiyor, ekonomi çok kötü, Türkiye battı muhabbeti yapıyorlar.

Avrupa’da bu kadar lüks yaşam, rahatına düşkünlük, çılgınca harcama görmedim. Herkes şikayetçi. Biraz deşince aslında neden şikayet ettiklerini bilmedikleri anlaşılıyor.

Şikayet ettikleri konu kendileriyle ilgili, kendi tembellikleri, savurganlıkları, düzensizlikleriyle alakalı konular. Fakat herkes devletten, belediyeden, valilikten, okuldan, kasaptan, manavdan şikayetçi. Spor yapar gibi bir aktivite olmuş şikayet etmek.

İnsanlar oturdukları sokaktan, yaşadıkları şehirden şikayet ediyorlar oysa o sokağın o şehrin sahibi de şikayetin nedeni de kendileri. Bir gün teyzemler, akrabalar ve komşularla oturduk. İçlerinde en fakir elbiseli bendim. Teyzem beni Fransa’da bir fabrikada çalışıyor diye tanıttı. Bozmadım.

Tüm bu paylaşıma da öncelikli yine gurbetçilerin yorumları dikkat çekiyor.

?

Tabi aynı şekilde düşünenler de olurken, Türkiye’de çoğu ailenin haftada 3 gün etli yemek yiyemediğini fark etmiyor.

İçeriden tepkiler de sert oluyor.

Özellikle Avrupa’da ve gelişmiş ülkelerde iş koşulları ve alım gücü çok farklı olurken,

Türkiye’nin aylık enflasyonunu yıllık yaşadıkları ortamda

Bazı farklılıkları fark edemeyebiliyorlar.

Hem kazandıklarının kur farkı avantajını hem de Avrupa egosuzluğunu kullanmak konforlu olurken,

Türkiye’de insanların çalışma sürelerinin uzunluğunu da hesaba katmayabiliyorlar.

Tabi bunlarla bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz.

Fransa’ya dönen yöneticiye ulaşan gazeteci kendisine yapılan yorumlara da süregelen cevabını iletiyor. Kendisinin yılda 3 hafta bulunduğu ortamdakilere yaptığı eleştirilere 52 hafta yaşayanların cevaplarını ise ilginç bir şekilde yanıtlıyor.

Yukarıdaki değerlendirmeleri yapan hanımefendi ile konuştum. __O da burada. Etiketleyeyim dedim paylaşıma, zibidi sözünü çok sevmiş, uğraştırma beni bir dünya zibidiyle dedi

Yazdıklarınızı hayretle okuyormuş. __Çalıştığı şirketin 6 ülkede şubeleri varmış. Türkiye’de 1000’den fazla çalışanları varmış.

En fazla eleman sirkülasyonu Türkiye’de oluyormuş. __İşe başlayanlar ya niteliksiz, şişirilmiş CV’ler ya da iş beğenmeyen şımarıklar diyor.

“1 hafta İzmir’de, 1 hafta İstanbul’da kalmışlar. 1 hafta da şirket yöneticileriyle İç Anadolu turu yapmışlar.”

Kendini modern sanan kesimin eziklik psikolojisi içinde kaybolduğunu, kompleksli, hastalığa varan bir ruh halinde yaşadıklarını söylüyor.

Olağanüstü bir insan gücü, enerji ve kaynak var Türkiye’de, Türk insanında ama kullanmayı bilmiyorlar. Boşa harcanıyor dedi.

Milli sanan kesimin ise özentilik rüzgarında savrulduğunu anlattı.İzmir’de kendi kasabalarındaki komşuları gül gibi evleri bırakıp şehre taşınmışlar, eğik bükük beton evler yapmışlar. Kasabada kalanların hayatları daha güzel ve kaliteli yaşıyorlarmış.

Bu tespitler için siz ne dersiniz? Yorumlara bekliyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x